12'ye 5 kala Anayasa değişikliği



İktidar olanaklarını kullanarak hukuk karşısında kendini kollama şansını kullandığını söyledi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Baykal, iktidarın, seçimin gözüktüğü bir zamanda, giderayak, 12'ye 5 kala Anayasa değişikliği içine girdiğini ifade etti.
Baykal, iktidarın 8 yıl boyunca hukuk açısından durumu iyi kötü idare ettiğini, bazen hakim ayarlayarak, bazen savcıya telefon ederek, iktidar olanaklarını kullanarak hukuk karşısında kendini kollama şansını kullandığını söyledi.
Bağımsız ve tarafsız yargı sözlerinin hiçbir inandırıcılığının olmadığını savunan Baykal, "Anayasayı değiştireceğiz, kendimizi ve geleceğimizi güvenceye alacağız. Olay budur. Nasıl sağlayacağız? Siyasete, kendine göre mahkeme kurma imkanı sağlayarak. Bu iş bu amaca yöneliktir. Kimse hata yapmasın" dedi.
Baykal, adaletin herkese ulaştığını, bir tek AKP ve Başbakan'a ulaşamadığını dile getirerek, "Herkes hesabını verecek. Kimse olmayan hesabını veriyor, ama Sayın Başbakan sen de hesabını vereceksin" dedi.
"Kadrolarını yerleştirmek için..."
Baykal, "Giderayak devletin en kritik yargı organlarına kendi kadrolarımızı yerleştirelim. O kadar bizi yarın korusun. Bunun yolu ne? Siyasetçilere seçtirelim. HSYK ve Anayasa Mahkemesine siyasetçiler adam seçecekler. HSYK, RTÜK olacak. Bunun hukukla ne ilgi var? Bunun neye yönelik olduğu çok açık. Bu, kendilerini güvence altına almaya yöneliktir" dedi.
"Anayasayı AKP ve BDP değiştirecek. İkisi de Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş" diyen Baykal, "Dokunulmazlık dosyaları nedeniyle kendi hesabını vermemiş olanlar kendisinden hesap soracak olanları tayin edecek. Yani Anayasa Mahkemesi ve HSYK'yı kim seçecek? 608 tane hesabı sorulmamış dosya. Bu kadar saçma, akla sığmayan, kör gözüm parmağına bir Anayasa değişikliği olur mu? AKP ile BDP el ele vermişler, yandaş medyayı da yanlarına almışlar yandaş yargı yaratıverecekler. Türkiye de bunu seyredecek" ifadesini kullandı.
İşin referanduma gidecek gibi göründüğünü, referandumda millete gerçekleri anlatacaklarını ifade eden Baykal, referandumların dünyanın her yerinde sürprizler taşıdığını hatırlattı.
Baykal, "Özal denedi, gördü. Çözülüş orada net bir şekilde ortaya çıktı. Milletimiz bu referandumu AKP konusunda hüküm vermek için bir fırsat olarak değerlendirecektir" dedi.
TEKEL kararı
Danıştay'ın, Türkiye'de hukukun işlediğini bir kez daha ortaya koyarak, çok önemli bir karar aldığını dile getiren Baykal, Danıştay'ın, "tepeden inme, dediğim dedik" şekilde, TEKEL işçilerine "Size 1 aylık süre, kabul etmezseniz, sizi yok sayıyorum" anlayışını yansıtan kararı, iptal ettiğini söyledi.
Baykal, Danıştay'ın bu kararla, devletin; çalıştırdığı işçilere karşı sorumluluğu olduğu, bu kadar keyfi, kendi takdirine bağlı bir tercih uygulayamayacağını ortaya koyduğunu vurguladı.
Baykal, "Türkiye'de umursamazlığın, hodkamlığın hukuk dünyamızda egemen olmadığını, hakkın, emeğin, insanlığın hukuk dünyasında da yeri olduğunu bu kararla gördük" dedi.
Danıştay'ın bu kararının, hükümete ibret olması ve hükümetin, bu karardan gerekli dersi çıkarması gerektiğini belirten Baykal, "En güç koşullarda haklı, medeni, demokrasi, ekmek, aile mücadelesi veren bu insanlara karşı, iktidarın, artık tutumunu değiştirmesi, sevgiyle karşılaması, şefkatle kucaklaması, haklarını vermesi sorumluluk halinde ortaya çıkmıştır. Bunu iktidardan bekliyoruz, bu, fırsat olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
Baykal, işçilerin, bir uzlaşma zemini yaratmaya çalıştığını, bunun değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, iktidara görev düştüğünü dile getirdi.
"Kimse soygunu durdurmadı"
Bu olayın arkasında iktidarın, "yanlışları ve sorumsuzluklarının yattığını" öne süren Baykal, "İlla herkesin burnunu sürteceğim diye ortaya çıkacaksın, yetmez mi bugüne kadar burnunu sürttüklerin? TEKEL işçisine bari saygı göster" görüşünü savundu.
TEKEL'in alkol fabrikalarının sahibi Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin bilançosunda borç olarak görünen 300 milyon liranın, devirden 1 hafta önce silindiğini ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şirketin pazarlığı yapılmış, fiyat belirlenmiş, satış kararı alınmış, sözleşme imzalanmış, devirden bir hafta önce, bu şirketin 300 milyon liralık borcu silinmiş, TEKEL Genel Müdürlüğü'nün borcu haline dönüştürülmüştür. Borç, devlette kalmış, fabrikalar borçsuz satılmıştır. Borçsuz pazarlığı, değer tespiti borçsuz yapılmamıştır, sözleşme borçsuz imzalanmamıştır. 300 milyon lira, o dönemin kurlarına göre, bugün yaklaşık 250 milyon dolardır.
TBMM KİT Komisyonu'na, arkadaşlarımız konuyu taşıdılar. Milletvekilleri, Başbakan, Maliye Bakanı bundan haberdar oldu, kimse soygunu durdurmadı. TEKEL'in 5 kent merkezindeki sigara fabrikaları, değerli arsalarıyla 1 milyar 720 milyon dolara satıldı. Bu fabrikalardan sadece Samsun Ballıca'nın yıllık faaliyet karı 600 milyon liraydı. 4 yıllık karı, 5 fabrikanın yabancıya verilmesini karşılamaya yetiyor. TEKEL işçisine bakarken bunları da görüyorum, yedikleri copu, sıkılan gazları, onlara karşı saygı yansıtmayan ifade tarzını, 'yan gelip yatmanıza izin vermeyeceğiz, yetim hakkı yemenize izin vermeyeceğiz' üslubunu duydum mu, cinler tepeme çıkıyor; bunları görüyorum."
"Hukuk krizi yaşanıyor"
Baykal, Türkiye'de bir hukuk krizinin yaşandığını, vicdanların sarsıldığını ifade ederek, adalet ve hak kavramının çok ciddi şekilde zedelendiğini öne sürdü.
"Amirallere suikast" iddiasında tutuklamalar, suçlamalar yapıldığını anımsatan Baykal, Yarbay Ali Tatar'ın intiharından 19 gün sonra kendisi hakkındaki temel suçlama belgesinin eli mahsulü olmadığının ortaya çıktığını ifade etti.
"Peki o yazıyı oraya kim koydu?" diye soran Baykal, böyle hukukun olamayacağını kaydetti. Baykal, "Ali Tatar'ın hesabını kim verecek" dedi.
Arınç'a suikast iddiası
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast iddiasının "hiç böyle bir şey yok" denilip bırakıldığını ifade eden Baykal, Erzincan'da Cumhuriyet kanunlarını uyguladığı için bir Cumhuriyet savcısının "Ergenekon" sanığı olduğunu ileri sürdü.
"Ergenekon Davası"nın 3 yılını tamamlamak üzere olduğunu, ortada hiçbir sonucun olmadığını kaydeden Baykal, "Bunu doğal karşılamak mümkün mü? Her birimizin tanıdığı var tanımadığı var. Benim tanıdığım bu işten bir şekilde yakasını kurtardı diye ben bu davaya karşı ilgimi kaybetme hakkına sahip miyim? Kamuoyumuz bu işle ciddiyetle ilgilenmek durumundadır. Ne oluyor bu iş? Bunu sormak durumundadır. Herkes için sormak durumundadır" dedi.
Askerlerin tutuklanması
Baykal sözlerine şöyle devam etti:
"Üzerinde üniforma olanın insan haklarından sanki yoksun bırakılması mümkünmüş gibi bir anlayış da yerleştirilmek isteniyor. Bunlar çok yanlıştır. Türkiye'de bir darbe tehlikesini önlemek için askerler tutuklanmıyor. Türkiye'de zaten bir darbe tehlikesi olmadığı için askerler tutuklanıyor. Askerlere karşı bir suçlama yapmanın bedelinin olmayacağı duygusunun işliyor olması bu hukuksuzlukları yapma hakkını size verir mi?
Kendinde bu hakkı görenleri toplum nasıl seyreder? Çok büyük hukuk cinayetleri işleniyor. Bunlara karşı gereken tepkiyi göstermeliyiz. Tepkiyi de özelliği olan, yüksek niteliği olan insanlarla ilgili değil haksızlığa maruz bırakıldığı anlaşılan herkes ile ilgili olarak göstermeliyiz" dedi.
"DGM'ler devam ediyor"
Hukukun yıprandığını öne süren Baykal, Türkiye'de DGM'lerin devam ettiğini iddia etti. Baykal, "İşin özü budur. Bütün işleri özel yetkili savcı ve mahkemeler götürüyor. Sanığa göre, suça göre hukuk... Mahkemeler herkes için aynı olacak. DGM bu çarpıklığı temsil ediyordu, mücadele edild*i, kaldırıldı, onun yerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri getirildi. Temel yanlış budur" dedi.
Baykal, "gizli tanık" konusunda işlerin çığırından çıktığını, "insanlara gizli tanık diye imtiyaz verildiğini" ileri sürerek, hukukun saygınlığını korumak gerektiğini vurguladı. Baykal, "Gizli tanık, imzasız ihbar mektupları, delil toplama değil delil imal etme faaliyeti... Böyle hukuk olur mu? Bu tablo en kısa zamanda değiştirilmelidir. Bu temel sorunumuzdur. Böyle bir tablonun içinde iktidar en büyük sorumluluğu taşıyor. Başbakan Yardımcısı yürüyen bir dava ile ilgili telefon açıyor, İstanbul'da bir hakim 'üzerimde kurumsal baskı var, bu işi götüremem' diyor, Habur'daki utanç verici manzaranın bir hakim ayarlaması ile yapıldığını ilgili taraflar beyan ediyor. İktidar hukuka tecavüz ederken suçüstü yapılmıştır. İktidar hukuka tecavüzden suç üstü olmuştur" diye konuştu.
Yorumlar
